Sözlükte "okumak" anlamına gelen kıraat, dinî bir kavram olarak Kur'ân okumak, özellikle namazda Kur'ân'dan bir miktar okumak demektir. 

 

Kıraat namazın rükünlerinden biridir. Farz namazların ilk iki rekatında, diğer namazların ise, her rekatında kıyamda iken Kur'ân'dan bir miktar okumak farzdır. Farzın yerine getirilebilmesi için, en az kısa üç âyet veya buna denk uzun bir âyet okunması gerekir. Kıraatın sahih olabilmesi için, okuyanın kendinin işitebileceği bir yükseklikte okuması gerekir. İmama uyan kimseden kıraat düşer. Hanefîlere göre farz namazların ilk iki rekatında ve diğer namazların her rekatında fatiha ve zammı sûre okumak vaciptir. Unutulması halinde sehiv secdesi gerekir. Namazda kıraat ise farz olup, unutulması halinde namaz bozulur.

 

Hadis terimi olarak kıraat, hadis öğrenme yollarından biridir. Râvînin, hocasından dinlediği hadisleri yine hocasına okumasına "kıraat" veya "arz" denir. Öğrenci bu hadisleri ezberinden veya kitabından okuyabilir. Hoca da kendisine okunan hadisleri ya ezberinden ya da elindeki kitabından takip eder. Bu yolla hadis rivâyeti, hadis âlimlerince kabul edilen yöntemlerden biridir.

 

Ayrıca, Kur'ân-ı Kerim'in med (uzatma), kasr (uzatmama), hareke, sükun, nokta ve i'râb (kelimenin üstün, esre ve ötre oluşu) bakımından değişik şekillerde okunmasına kıraat denir. Meselâ, Fatiha sûresinin dördüncü âyeti, "mâliki yevmi'd-din" (din gününün sahibi), "meliki yevmi'd-din" (din gününün meliki) şeklinde okunmuştur. Her iki kıraat, Hz. Peygamber'den rivâyet edilmiştir. Mâide sûresinin 6. âyetinde geçen, "ve'msehû bi-ruûsikum"den sonra gelen kelime, "erculikum" ve "erculekum" şeklinde okunmuştur.

 

Kur'ân'ın bir âyetini inkar etmek küfür olmasına karşılık, bir kıraatını inkar etmek küfür değildir. Çünkü kıraat sünnettir. Kıraat, mütevatir ve şâzz olmak üzere iki kısımdır. Sahabenin icmaına ve tevatür derecesine ulaşan kıraatlara mütevatir denir ki, bunların sayısı on'dur. Bunlara kıraat-ı aşare, bunların içinden daha çok revaç bulan yedisine de kıraat-ı seb'a denir. Sahabe icmaına dayanan, fakat tevatür derecesine ulaşmayan veya Arap dili kaidelerine dayanan kıraatlara şâzz kıraat denir. Şâzz kıraatın dinî bakımdan kıymeti yoktur. Kıraat imamlarının aralarındaki ihtilafa kıraat; kendilerine mahsus râvîlerinin ihtilaflarına, rivâyet; diğer ihtilaflara ise vecih denir. Kıraat imamlarına kâri', çoğulu kurrâ veya mukri', çoğulu mukriûn, bunların kıraatlarını rivâyet edenlere râvî denir.

 

On kıraat imamı şunlardır:

 

Nâfi' (ö. 169/785), râvîleri Kâlûn (ö. 205/820) ve Verş (ö. 197/823),

İbn Kesir (ö. 120/738), râvîleri Ahmed el-Bezzî (ö. 250/864) ve Kunbul Ebû Amr (ö. 291/904),

Ebû Âmir (ö. 154/771), râvîleri Ebû Amr Hafs el-Ezdî (ö. 246/860) ve Ebû Şuayb Sâlih es-Sûsî (ö. 261/875),

İbn Âmir (ö. 118/736), râvîleri Hişam es-Sülemî (ö. 246/860) ve Abdullah el-Kuraşî (ö. 242/856),

Âsım (ö. 127/745) râvîleri Hafs el-Kûfî (ö. 180/796) ve Ebû Bekr Şu'be el-Kûfî (ö. 193/809),

Hamza (ö. 156/773) râvîleri Halef el-Bezzâr (ö. 229/844) ve Ebû İsâ Hallâd el-Kûfî (ö. 220/835),

Kisâî (ö. 189/805) râvîleri Ebû Haris el-Leys (ö. 240/854) ve Ebû Amr Hafz ed-Dûrî (ö. 246/860),

Halef (ö. 229/844),

Yakub İbn İshâk (ö.?),

Bunların ilk yedisi kıraat-ı seb'a imamlarıdır. Günümüzde sadece Ebû Amr Nâfî ve Âsım kıraatı okunmaktadır. Müslümanların büyük çoğunluğu ve bizim kırâatımız Âsım Kırâatının Hafs rivâyetidir. Kırâat ilmi konusunda yazılmış en meşhur eser, İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 833/1430) en-Neşrü fî Kırâati'l-Aşr adlı eseridir.