Zengin ölünce malı geride kalıyor, âlim ölünce ilmini de götürüyor. Âlimler peygamberlerin varisleridir(as). Peygamberlerden mal, mülk miras olarak kalmaz. Ancak ilim miras olarak kalır ve böyle olmuştur. Gerçek âlim, ilmiyle, irfanıyla âleme ışık tutar. Cahil ise, kendine ışık tutamıyor bir âlime ihtiyacı vardır. Enbiya suresi ayet.7 de: ” biz senden öncede ancak kendilerine vahiy verdiğimiz erkekleri elçi (peygamber) olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi ehline (âlimlere) sorunuz” buyuruyor. Çünkü herkes âlim olamaz.  Peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde: “ Allah c.c ilmi yeryüzünden çekip almayacaktır. Ancak âlimleri almakla alacaktır. Hatta doğru dürüst bir âlim kalmayacaktır. İnsanlar cahil kimseleri âlim zannedip dinde reis kabul edecekler, onlara fetva soracaklar onlarda ilimsiz (kafalarına göre) fetva verecekler. Soranda sorulanda dalalete düşecektir” buyuruyor. (buhari-ilim) Rahmetli babam yüz senelik ömrünü ilim okumak, okutmak ve ilmi araştırmayla geçirmiştir. Kitap, sünnet, icma-i ümmet (sahabeyi kiramın ittifakı), kıyas-ı fukaha, mezhep imamlarımızın içtihadı bir ömrü bunlarla geçirdi. Şeriatı Muhammed iyeden zerre kadar taviz vermedi.

 

  Din zamana uymaz derdi. Dini zamana uydurmaya çalışanlara çok kızardı ve onların yanlış fetvalarına yüzlerce mektup yazıp göndermiştir. Bu mektuplardan bir tanesini yazımın sonunda okuyucularımıza sunacağız. Hocası hacı dursun efendi hazretlerine sizden sonra fetvayı kimden alacaz diye sundular “Rızvan hocadan” buyurdular, Ondan sonra yine ondan dediler. Onun gönlüne bu dünyanın fiteni (fitnesi) hiç girmedi. Biz evlatlarına paradan, maldan, mülkten hiçbir zaman sual etmemiştir. İlimden, dinden şeriatı Muhammed iye’yi yaşamaktan sual etmiştir. Çocuklarınızı okutuyor musunuz?, İslami hayatı yaşıyor musunuz? Hep derdi bu olmuştur. Hem babamız hem hocamızdı. Evlatlarım ve zürriyetimden gelenler şeriat-ı Muhammed iye’yi yaşamıyorlarsa benim halimden sormasınlar, Ben hastayım derdi.

 

İlik öğretim sekiz yıla çıkınca kuran kursları kendiliğinden kapandı. Bu olay merhum pederimizi öylesine üzdü ki uykuları kaçtı. Kendisine ağır sıkıntılar geldi. Yatıp uyuyamıyor, her gün bundan bahsediyordu. Doktorlara götürdük doktorlar zahiri bir hastalığı yoktur dediler bu zatın içyapısını gönlünü etkileyen ağır sıkıntılar vardır. Sebebi nedir dediler, anlatmakta zorluk çekiyorduk. Kendisine bir gün hacı baba dedik peygamberler insanları yola getirememiştir azı müstesna. Cenab-ı hak nice kavimleri bu yüzden helak etmiştir siz bunu çok iyi bilirisiniz. Siz niye bu kadar sıkıntı yapıyorsunuz dediğimde, “ oğlum benim elimde değildir” demişti. Şu hadisi şerifi çok okurdu mealen: “ kim dinin derdi ile yaşarsa şehit yaşar” merhum pederimiz hem de şairdi. Bir şiirinde şöyle der:

 

 Ne mutlu tam Müslüman olana,

Dünya ve ahreti Mevla vermiştir ona.

Tam kâfir olanda, aldı dünyayı,

Aralarında kalan buldu belayı.

Dünya ve ahiret gitti elinden,

Mevla’mız haber vermiştir kelam-ı kadiminden.

Yine onun sözüdür:

“İlahi affınla kılmazsan bize nazar,

Bütün cehennem ehli bizden bezer.”

 

18 Ocak 2010 günü balaban beldesindeki aile kabristanlığımızda babası merhum dedemiz hacı Mustafa efendinin yanına (öyle istemişti) ebedi yolculuğa, hakkın sonsuz yolculuğuna tevdi eylediğimiz merhum babamızın cenazesine iştirak eden hoca efendilere, Trabzon müftüsü Abdurrahman Küçük, Bayrampaşa yeşil camii kuran kursu müderrisi Abdullah Ustaosmanoğlu hocamıza ve onunla gelen muhterem Kemal hocamıza, muhterem Bayram hocamıza ve arkadaşlarına, milletvekili Kemal Göktaş’a, Sakarya milletvekilimiz Recep yıldırım’a, çay kur genel müdürü Ekrem yüce’ye Trabzon belediye başkanı O.Fevzi Gümrükçüoğluna, of kaymakamı Tuncay Şenol, of müftüsü Mehmet genç, Araklı müftüsü İlyas Özten, dernek pazarı müftüsü Abdullah Aksoy, hayrat müftüsü Hasan güneş, of eski müftümüz Resul gümüş, diğer iştirak eden belediye başkanlarına ve yurdun muhtelif yerlerinden, civar il ve ilçelerden iştirak eden muhterem cematimize bizzat gelerek ve telefonla arayarak taziyelerini bildirenlere teşekkür eder Allah c.c kendilerinden razı olsun, tüm geçmişlere rahmet eylesin.  Merhum babamızın bir mektubunu sizlere neşrediyorum:

 

Ey yirminci asrın ahir zaman müçtehitleri: İslam âlimlerinden ehlisünnet velcemaat âlimlerinin müçtehit kabul etmiş ve Müslüman cemaatlerin o müçtehide tabi olmakla İslam dini yolundan ayrılmadığı, dört mezhep imamlarının sonuncusu hicri 241 senesinde darı bekaya irtihal eden imamı Ahmet bin Hanbel (r.a) olmuştur. Hicri 241 tarihinden 1380 tarihine kadar geçen zamanlarda İslam âlemine gelip, darı bekaya irtihal eden dört mezhebe mensup İslam âlemlerinden hiçbir tanesi asla içtihat davasına dil uzatmamıştır.

 

Dört mezhepten biri olan imam-ı Şafii mezhebine mensup Şafii ulemasından Bediuzzaman ismi ile maruf Saidi nursi hz. yüzlerce eserleri ile müminlere ışık tutmuştur. Zamanın allamesine içtihattan sual ettiler: o büyük zatı kiram bakın nasıl cevap vermiştir.

 

“Bu zamanda içtihat kapısını açmak, kış mevsiminde yatmış olduğun odanın pencerelerini açıp yatmaya benzer” diyerek cevap vermiştir.

 

Bu zamanda bizim işimizde öyle olmadı mı? 1970 tarihinden sonra meydana çıkan bazı Profesörler ve doktor unvanlarını takınarak usulü fıkıh, ilmi kelam ve mani ilimlerini okumadan, İslam dinin hükümlerini bilmeden, bu zamana kadar gelen dört mezhepte İslam dini âlimlerini kitap, sünnet ve icma-i ümmete temessüken kütüphaneler dolusu fetva kitapları yazıp beyan etmişler iken o kitaplardan sarfi nazar ederek “ onların fetvaları onların zamanında idi” diyerek yeni bir içtihat açmışlardır. Fakat ilimleri İslam dinini izahına kâfi olmadığından İslam dininde İslami hükümler çıkarmakla Müslümanların gideceği hak yolunu gösteren bir kitap yazmaya güçleri yetmemiştir. Dört mezhep imamları ve dört mezhebe mensup ulemayı kiramın ittifaklarında İslami hükümlerde delil üçtür.

 

Bir kitap, iki: sünnet, üç: icmai ümmettir. Hanefi mezhebinde kıyası fukaha da delil olmakla deliller dört olmuştur. Aslında icmai ümmet demek sahabe-i kiram’ın ittifak ettiği kelimelerdir. Binaenaleyh dört mezhep ulemasının arasında ittifak edilen meseleler icma-i sahabeye tabidir. İhtilaf edilen meselelere de kıyası fukaha denir. Tefsiri hazin ve halebî haşiyesindeki beyanlarında imamı Şafii hazretlerine icma’nın delil olmasında bir ayet var mıdır diye sual ettiler. İmamı şafi hazretleri üçyüz kere kuran-ı kerimi hatim ederek Nisa süresinin 115 nci ayeti kerimesini bularak sual edenlere cevap vermiştir. Bu ayetin manai şerifi.

 

“Her kim de kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Hz. peygamber (s.a.v)’e aykırı harekette bulunur ve müminlerin yolundan başka bir yere uyar giderse, onu, döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette kendisini cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.”

 

Bu yazımızda zikri geçen tabakadaki fukaha’nın kitaplarından “ merakil felah,” “bedai” ve “münyetül musalli” kitapları sahiplerinin kitaplarından çıkarıp yazmış olduğumuz namaz hakkında ki farziyetlerini subut bulmasında delilleri kitap, sünnet ve icmai ümmet olmuştur. Sual edilirse, kitap ile farziyyeti sübüt bulan (ispat edilen) bir farzın sünnete ne ihtiyacı olabilir? Allah’ı tealanın emridir. Sünnet ile subut bulan bir farzın icmai ümmete ihtiyacı olması mümkün müdür ki? Resulullah (s.a.v) emridir. Binenaleyh yirminci asrın müçtehitleri icmai ümmeti inkâr ederek, “biz kitap ve sünnetten başka delil kabul etmiyoruz” diyerek icmai ümmeti inkâr ediyorlar. İcmai ümmet hakkındaki zikri geçen ayeti kerimenin hükmünü, icmai ümmete delil etmeyenin ibni Abidin kitabında; “ küfürden korkulur” diyor. Mani ilimleri ilmi beyan fenni bahsinde emirleri şöyle beyan ederler: emir, emri tehdidi olur. Allah’ü tealanın kavli şerifinde “İ’MELU MAŞİ’TÜM” emri, emri tacizi olur. Allah’ü tealanın kavli şerifinde “FE’TÜ BİSÜRATİN MİN MİSLİH” emri, emri mendubi olur. Resulullah (s.a.v) kavli şerifinde “ fakirlere bayram namazını kılmadan önce fitrelerinizi vermekle onları dilenmekten alı koyup onlardan bayram etsinler” diye emir vermiştir. Bu emirde emri mendubidir.

 

Allah’ü teala hazretleri biz Müslümanlara “ EKİMUSSALAH” emrini vermiştir. Velâkin bu emri ilahiyenin vucubu olduğunda tamamına katiyet olmadığından sünnete ihtiyaç olmuştur. Binaenaleyh fukaha-i izam müçtehitlerimiz hadisi şerife temessüken farziyeti ispat edecek hadisi mutevatır bulamadıklarından, hadisi ahatlara temessük ettiler.  Hadisi ahatlarda gerek buhari ve gerek müslimin rivayet ettikleri hadisler olsun “ zanniyyü sübut” olduğu dolayısı ile farziyyetin sübutune tamamen katiye hâsıl olmadığından icami ümmete ihtiyaç görülmekte. Dört mezhep müçtehitleri ve mensupları fukaha-i izam namazın farziyyetin sübutü kitap, sünnet, icmai ümmet ile sabittir diye ittifak etmişlerdir. Bunların bu ittifaklarına muhalefetin haram olduğunu fukaha-i izam beyan ederler. Binaenaleyh İslam dinin farziyet hükümleri ve ceza hükümlerinin takriben yarısı icmai ümmetle katiyeti sübut bulup ittifaken fetvalar verilmiştir.

 

Süleyman Ateş Bey’e; “ Evli olan bir kimsenin recm olmasında kuran da delil var mıdır?” diye sual ettiler. Süleyman ateşte cevaplarında;

 

“recm hakkında ne kuranda ve de ne de buharinin hadisi şeriflerinde delil bulunmadığından recm fetvası sonradan ilave edilen bir fetvadır” diye cevap vermiştir.  Vermiş olduğu cevabı gazetelerin ilanı ile bize ulaşmış, ona yazdığımız mektupta ilahiyat fakültesi hocalarından Süleyman ateş bey; “  sen hiç bilirimsin ki mezhep sahipleri zevatı kiram, ulema-i kiram, kuran-ı kerim lafzına ve manasına hafız olup NASİH VE MENSUH’unu bilmek ile hadis hafızları idiler. Siz ise birkaç hadisi şerif bilmek ile cahil kaldığınızdan buhari’nin RECM hakkında rivayet etmiş olduğu hadisi şerifi bilmeden inkâr ettiniz. Buhari de RECM ile ilgili Hz.Ömer’in rivayet ettiği hadisi şerif vardır, asrısaadette uygulanmıştır.”

 

Mülteka kitabı ve şerhinde; “ evli bir kimsenin zina etmesi hakkında recm edilmesinin fetvası sünnet ve icmai ümmet ile sabittir” diye musannif ile şarib beyan ederler. Yine geldik eski davaya. Buharinin hadisinin olduğu bir yerde icmaya ne ihtyaç vadır. Resulullah (s.a.v)’in hadisi şerifinde muhalefet yapan kâfir olur. Evet, öyledir velâkin hadis, hadisi mütevatir olursa o kelamı resulullah (s.a.v) de katiyetle şüphesiz demiştir. Eğer hadis ahad hadis olursa zanniyyu sübut olduğundan (ispatında zan olduğundan) icmai ümmet olmadan o davada hüküm sabit olmaz vesselam.