İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK

 

Ali İmran suresi, ayet 104 “içinizden hayra çağırıp iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun işte onlar kurtuluşa erenlerdir” Cenabı hak böyle buyuruyor. Peygamberimiz (s.a.v);” hayır Kuran’a ve benim sünnetime uymaktır” buyuruyor. Yani hayra çağıran Allah’ın kitabı kuran-ı kerimi, hükümlerini ve Resulullah(s.a.v)’min sünnetini yaşamaya çağırıyor demektir. Allah c.c bunu yapacak birilerinin bulunmasını istiyor. Bir daha peygamber gelmeyecektir. Bunun için bu görev bizlere, ümmeti Muhammed’e verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v): “sizden biri bir kötülük (yapıldığını) gördüğünde onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buda imanın en zayıfıdır” buyuruyor. Bunu yapmanın da uslü kaidesi vardır, kaş yaparken göz çıkarmamalı. Bu da ilim ister. Efendimiz (s.a.v):” nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder kötülüğü yasaklarsınız ya da Allah size katından bir ceza gönderebilir sonra ona dua edersinizde duanıza icabet etmez  “ buyuruyor.

 Mümin Allah’ü teala’nın yeryüzündeki halifesi yani vekilidir. Kötülükler karşısında sessiz kalamaz. Yerine göre kuran ve sünnete davet edecek yerine göre kötülüklerden alı koymaya iyiliği tavsiye etmeye çalışacak. Tövbe süresi ayet 167: “Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendirler. Münker’i (kötülüğü) emreder ve marufu (iyiliği) nehy yederler. Ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular. Allah c.c’ü de onları unuttu. Muhakkak ki münafıklar fasıkların kendileridirler” buyuruyor. Şu halde münafıklar Allah’ü teala’nın koyduğu ölçülere riayet etmezler, tersini yaparlar.

 Aynı sure ayet,71: “ mümin erkekler ve mümin kadınlar bir birlerinin velileridir (yardımcılarıdır). Mağrufu (iyiliği) emreder, münkerden (kötülüklerden) nehye derler. Namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve resulüne itaat ederler. İşte Allah c.c bunlara rahmet edecektir. Muhakkak ki Allah azizdir(her şeye gücü yetendir), hâkimdir( hikmet sahibidir)” buyuruyor. Cenab-ı hak:”benim her şeye gücüm yeter buyuruyor. Yani siz görevlerinizi yapmazsanız bana bir zarar veremezsiniz. Bir başka ayette: “ iyilik yapanın faydası kendisine, kötülük yapanın da zararı kendisinedir. Sonra rabbinize döndürüleceksiniz” buyuruyor. Casiye ayet, 14.Yunus suresi ayet,99:” eğer rabbin dileseydi yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederler” buyuruyor. O zaman insanoğlunun değeri kalmazdı. Allah’ü tealanın yeryüzündeki vekili olan insan imanı ile, ibadeti ile iyilikleri ile iyiliği emredip, kötülüklerden alı koymaya çalışması ile hakkı, adaleti ayakta tutmaya çalışması ile din ve imanın derdiyle dertli bütün insanlığın dünyada bela ve müsibetlere, ahirette cehennem azabından kurtuluşu için elinden gelen vekillik görevini yapmaya çalışan Müslüman mahlûkatın en şereflisidir. Cennetteki makamı da o derece yüksektir. Buna melekler dahi gıpta eder. 736. yılını kutladığımız Mevlana’yı Mevlana yapan İslam büyüklerini büyük yapan işte bu özelliklerdir. Misyonerler uzak yerlerden memleketimize gelerek bizim gençlerimizi Hıristiyan yapmaya çalışıyor.  Benim Müslüman kardeşim de ;”beni sokmayan yılan bin yaşasın”, “her koyun kendi bacağından asılır” diyor. Bu gibi sözler Müslüman’ın söyleyeceği sözler değildir. Yahudi uydurmasıdır. Yılanlar çoğalınca koyunlar kokmaya başlayınca evlerimizde bu cennet misali şüheda yurdumuzda huzur içerisinde yaşayabilir miyiz, yaşayabiliyor muyuz? Haberleri izlerken üzüntüsüz, sıkıntısız bir haber programı izlemek mümkün mü? İman insanı insan eder,Belki de sultan eder,İmansızlık,  İnsanı canavar ve hayvan eder daha da beter eder. Amir, memur vatandaşlarımızla iyiliği emredip kötülüklerden alı koymayı ciddi bir şekilde uygularsak sadece camilerde değil her yerde, bunun büyük faydaları görülecektir. Faydası olmasaydı rabbimiz bunu emretmezdi. Bu husus suçu işlemeden ıslah etmektir. Suçluların çoğu cezasını çektikten sonra yine aynı suçu işliyorlar. Dünyayı bir gemiye benzetecek olursak, gemiyle giderken birileri su ihtiyacını gidermek için gemiyi delmeye başlıyor. Diğer yolcular buna seyirci kalabilir mi? Şayet seyrici kalırlarsa dengesiz insanlarla beraber denizin dibine inerler. Lut kavmi böyle olmuştur. O çirkin ahlaksızlığa sahip olanların sayısı 40 kişi kadardı. Her gece 80 000 kişi teheccüt namazı kılardı. Fakat o ahlaksızlara ses çıkarmazlardı. Bu yüzden hepsi helak oldu. Bu duruma düşmekten Allah’ü tealaya sığınırım. Hut suresinde cenabı-ı hak bu olayı bizlere ibret almamız için beyan ediyor. Rivayete göre lut kavminin helak olduğu yer Ürdün de dir. Lut gölü diye anılır, Oraya giden birisinden dinledim; “gölün civarında 5 dak. Duramadım, hemen uzaklaşmak zorunda kalıdım” dedi. Bu duruma düşmekten Allah c.c sığınırız. Selam ve dua ile….  Hüseyin HARPUTOĞLU.