“ Evrensel bir dünya görüşüne, daha doğrusu dünya dinine doğru evirilmekte olup olmadığınızı bu naslar karşısındaki tavrınızdan anlaya bilirsiniz” diyerek bir Müslümanın “yılbaşı” nı nasıl anlaması gerektiğini ayet ve hadislerle ortaya koyan Prof. Dr. Faruk BEŞER Hoca, “Müslüman Müslümanca düşünmek zorundadır" deyip ekliyor:  “Allah Resulü en küçük ayrıntılarda bile başkalarına benzemeyi yasaklamıştır. ”

Önce herkesin bildiği bir hadisi şerifi hatırlayalım:

'Kim hangi kavme benzemeye çalışırsa onlardandır'.

Buradaki 'kavim', farklı inancı ve farklı kültürü olan millet anlamındadır.

Basit gibi görülen bu söz çok önemli iki gerçeğe işaret eder: Böyle birilerine benzemeye çalışan, ya fiilen onlardan olduğu için böyle yapar, ya da bu özenti onu eninde sonunda onlardan kılar.

Bu sütunlarda zaman zaman sihirli bir kavram olan kültüre değiniyoruz. Kültür; olumlu anlamda alırsanız her türlü bilginin, doğduğu ortama bakarsanız insanoğlunun ürettiği bilginin hayat tarzı haline gelmesidir. Hayat tarzı, dünya görüşünü, dünya görüşü inancı etkiler. Bunun anlamı şudur; siz birilerinin kültürünü aldığınız oranda onların inancını da almış olursunuz. Bunu aldığınız oranda da kendi inancınızı kaybetmektesiniz. İşte başkalarına benzemeye çalışma, yani buna özenme sonuçta sizi o başkaları gibi yapar.

Gerçekten de önceleri azıcık dini duyarlılığı olan insanlar yılbaşı kutlamalarına zinhar cevaz vermezlerken, şimdilerde bazı ilahiyatçılardan bile şöyle yorumlar duyabilmekteyiz:

Efendim yılbaşı kutlamaları artık bir dinin alametifarikası olmaktan çıkmış, bütün bir insanlığın ortak kültürü haline gelmiştir. Haram işler yapmadıktan sonra bu kutlamalara katılmanın bir sakıncası yoktur.

İşte bu tür fetvalar kültür etkileşiminin bizi nerelere getirdiğinin göstergesidir. Önce kültür sızması, ardından akidenin etkilenmesi gelir. Ve bazılarının hayalini kurduğu bir dünya dinine doğru evrilirisiniz. Herkesle kardeşlik edebiyatına kapılırsınız. Oysa bu hayal cazip görünse bile hiçbir zaman gerçekleşmez.

Müslüman müslümanca düşünmek zorundadır. O halde şimdi anlamını vereceğim nasları doğru anlama zorunluluğu vardır. Bunlar birisinin ilgi alanından çıkmışsa sözümüz zaten ona değildir. Buyurun:

'Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar, siz onların milletinden olmadıkça sizden asla hoşlanmayacaklardır' (2/122).

'Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler' (3/28)

'Müminleri bırakıp da kefirleri dost edinenler onların yanında izzet/şeref mi arıyorlar. Oysa izzet bütünüyle Allah'ındır' (4/139).

Bunlar Kur'an-ı Kerim ayetleri. Bir de şöyle hadisi şeriflere bakalım:

'Siz önceki milletlerin uygulamalarını adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Hatta onlar gidip bir keler deliğine girseler siz de oraya girmeye çalışacaksınız. Yahudileri ve Hıristiyanları mı kastediyorsun, dedik. Evet, başka kim olacak! Buyurdular' (Buhari, Müslim).

Evrensel bir dünya görüşüne, daha doğrusu dünya dinine doğru evirilmekte olup olmadığınızı bu naslar karşısındaki tavrınızdan anlayabilirsiniz.

Kendiniz olma, birilerini ötekileştirme değildir. Kimlik ve kişilik farklılıklardadır. Eğer sizi siz yapan farklılıklarınız yoksa siz zaten ötekileşmişsiniz demektir. Ötekileştirme ile öteki olma farklı şeylerdir. Biz, bize ayrılan yerde durmak zorundayız. Ötede duran kendini kendisi öteki yapmıştır. 'Onlar' yoksa 'biz' de olmaz. Bundan olacak ki, Allah Rasulü en küçük ayrıntılarda bile başkalarına benzemeyi yasaklamıştır.

Başka milletlere benzememe konusunda ısrarlı olan âlimlerin Endülüs, Maveraunnehr ve Hindistan gibi başka kültürlerle temas halindeki sınır boylarında olması dikkat çekicidir. Mesela İmam Şatıbi, Türkmanî ve İmam Rabbani gibi.

Onlar gibilerin fıkıh ve akide kitaplarından bir iki cümle aktaracağım. Bunlar birer nas değildir. Belki bir kısmı bölgesel ve zamansal içtihatlar olmuş olabilir. Ama böyle bir ayırım konusunda bize hala bir fikir verebileceklerini de göz ardı edemeyiz.

'Mecûsilerin Nevruz (yılbaşı) kutlamalarına katılmak küfürdür…(Hindiyye)

'Bir adam Rabbine elli yıl ibadet etse, sonra nevruz (yılbaşı) geldiğinde, o günü kutlamak için müşriklerden birine bir hediye verse küfre girmiş olur' (Bezzâziye).

Şimdi bu kadar da olmaz, diyor musunuz, demiyor musunuz?